Sıradaki içerik:

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YENİ BİR AÇILIM: YENİ SADABAT PAKTI

e
sv

TÜRKİYE, RUSYA EKSENİNE Mİ KAYIYOR?

244 okunma — 21 Eylül 2022 15:44

TÜRKİYE, RUSYA EKSENİNE Mİ KAYIYOR? 

 

Hüseyin YELTİN 

Anadolu Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Doktorant 

 

Tarihsel Arka Plan

Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkilerin daha sağlıklı anlaşılabilmesi için, Türkiye ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) geçmişini kısaca ele almak önem arz etmektedir. Bilindiği üzere Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler çok eski bir geçmişe dayanmamakla birlikte, 1920’li yılların başlarında her iki ülkenin de benzer şekilde siyasi atılımlar gerçekleştirmesi, iki ülkenin birbiriyle uluslararası işbirliği geliştirmesine vesile olmuştur. 1930’lu yılların ortalarından itibaren artan uluslararası alanda artan gerilim ve savaş tehlikesi Türkiye’yi dış politika anlamında ihtiyatlı davranmaya itmiştir. Böylelikle Türkiye, Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerinde yavaş yavaş uzaklaşırken Batı kampına doğru yönünü çevirmiş ve bunun bir çıktısı olarak da Sovyetler Birliği dağılana kadar geçen süreçte Türkiye, SSCB ile var olan ikili ilişkilerinde bir rekabet ortamının yaratıldığı görülmüştür. Tabi bu süreç, Sovyetlerin dağılmasının ardından halefi olarak uluslararası sistemde yer almaya başlayan Rusya’ya karşı da devam etmiştir. 2000’li yılların hemen başlarında hem Türkiye’de hem de Rusya’da meydana gelen iktidar değişiklikleri ikili ilişkilerde bir değişim ve dönüşümün işaret fişeği olmuştur. Dolayısıyla iki ülke de bu dönem içerisinde var olan tüm rekabet konuları öncelemeden, karşılıklı fayda esasını ön planda tutarak “karşılıklı güven ilişkisini güçlendirme” arzusunda olmuşlardır.

Gelişen İlişkiler

2000’li yılların başında her iki ülkede de değişen iktidarlar, Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini ve işbirliklerini geliştirme arzusunu açığa çıkarmıştır. Soğuk Savaş’ın ve 1990’lı yılların sorunlarının bir kenara koyularak, yeni dünya düzenine eklemlenmeye ve etkin birer aktör olarak ortaya çıkmaları için iki ülkenin de esasında birbirlerine ihtiyaçları bulunmaktaydı. Bu minvalde hareket eden Türkiye ve Rusya, 2003 yılında ekonomik alanda Mavi Akım Boru Hattı’nın faaliyete geçmesi ile başlayan, 2010’da Türkiye’de ilk nükleer santralin kurulması yönündeki işin de Rus şirketlere verilmesiyle devam eden bir süreç yaşanmıştır.

Yine benzer bir şekilde, 2010 sonrasında özellikle yeni bir kurumsal yapılanmaya gidilmesinin ardından vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması, tüm siyasi sorunlara rağmen ikili ilişkilerde stratejik işbirliğinin hâkim olabileceği yeni bir dönemi gözler önüne serilmiştir.

Özetle iki ülke de Soğuk Savaş’ın ve 1990’lı yılların kasvetli havasını dağıtmak, olumlu dönüşümü birlikte sağlamak ve karşılıklı işbirliklerini geliştirmek istemişlerdir. Tabi, bu süreç zarfında da Türkiye ile Rusya arasında bir takım problemler yaşansa dahi, ikili ilişkilerin gelişmesine engel olamamıştır.

2010’lu yıllardan itibaren büyük bir ivme kazanan ikili ilişkiler, Arap Baharı sürecinde özellikle Suriye meselesinde tıkanma noktasına gelse dahi, Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin önemli birer aktör olarak krizlerin büyümesine mani olmasını bilmiştir. Bu noktada da, liderlerin dış politika kararlarında istikrara verdiği önem ön plana çıktığı görülmektedir.

2010’lu yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkiler ve işbirlikleri hız kazanmıştır. Özellikle Türkiye’nin Rus yapımı hava savunma füzesi sistemi S-400’ü satın alması, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nde (NATO) Ankara’nın ittifaka bağlılığı konusunda şüpheler uyandırmıştır. Bir NATO üyesi için eşi benzeri olmayacak şekilde yapılan bu hamle, Ankara’nın geleneksel Batı yanlısı politikasından bir sapmanın işareti olarak yorumlayanlar olmuşken; Türkiye’nin Rusya’ya doğru eksenini çevirdiğini iddia edenler de olmuştur.

Türkiye-Rusya İlişkileri Üzerinden Yeni Eksen Tartışmaları

Türkiye ile Rusya arasında süregelen ikili ilişkiler, Batı ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından dikkatle takip edilmektedir. Özellikle lider faktörünün ön plana çıktığı ilişkilerde, Batı ve ABD menşeili basın yayın organlarının, iki lideri de karalamaya yönelik haberlere, analizlere yer verdiği de bilinmektedir. Bu da göstermektedir ki, Türkiye ile Rusya’nın yakın ilişki kurması, Batılı ülkeleri ziyadesiyle rahatsız etmekte ve Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşarak, Rusya eksenine kayma ihtimalini gözler önüne sermektedir.

Türkiye ile Rusya arasında devam eden ikili ilişkilerde bir takım faktörlerin öne çıktığı da aşikardır. Özellikle bu konuda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi aktörler, Rusya ile Türkiye arasında olası krizleri engellemekte ve işbirliğine yatkın bir politika inşa etmeyi başarmaktadır. Lider faktörlerinin dışında Moskova ve Ankara arasındaki ilişkilerin temelini aslında güvenlik çıkarlarının karşılıklı olarak tanınması oluşturmaktadır. Uluslararası sistemde ortaya çıkan dinamikler mevcut ortaklıkları değil, aynı zamanda 1990’lı yılların ortalarından itibaren iki ülke arasında gelişen işbirliğini de şekillendirmektedir. Hal böyle olunca da, Türkiye ile Rusya’nın ortak çıkarının bulunduğu konularda yakınlık göstermesi doğal bir refleks olarak değerlendirilebilir.

Bunların dışında Türkiye ile Rusya’nın hem kısa vadede hem orta vadede hem de uzun vadede var olan ilişkilerini geliştirmek ve derinleştirmek için duyduğu en önemli ihtiyacın“karşılıklı güven” konusu olduğunu söylemek mümkündür.Bu minvalde iki ülke de birbirlerine karşılıklı güven sağlayacak ve birbirlerinin çıkarlarını destekleyecek bir biçimde örgütlenmeye çalışmaktadır.  Dahası iki ülke, Batı kanadı ile çıkan ya da çıkabilme potansiyeli olan sorunlara karşı, birbirleriyle işbirliğini sıklaştırarak Batı’ya karşı dengeleme unsuru olarak kullanmaktadır. Bu konuyu birçok krizde kullanmış ve iki ülke de başarı sağlayabilmiştir.

İki ülke arasındaki işbirliği, ancak ilişkilerine geçmişteki rekabet zemininde bakıldığında ve sürdürülebilir ilişkiler için güvenin gerekli olduğu düşünülürse paradoksal bir hale bürünebilmektedir. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler 2016 yılında normalleşmeye başladığından beri, her iki taraf için de işbirliğini tehlikeye atmamak için birçok neden bulunmaktadır. Nitekim Suriye krizi, S-400 konusu, Akkuyu, Türk Akım projeleri, Tahıl Koridoru’nun açılması karşılıklı bağımlılığın artmasına ve olası krizlerin engellenmesini sağlamaktadır. Dahası Türkiye’nin Rusya’nın en önemli aktörlerinden biri olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dahil olma yönündeki irade beyanı ise, Batı’ya alternatif olabilecek bir yapılanma içine girme ihtiyacını tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye ile Rusya ortaklığından en önemli artısı ise, ikili ilişkilerin yönünün uluslararası sistemin geleceğine bakma üzerine kurulu olmasıdır. Dolayısıyla, iki ülke olası bir kriz anında ve sonrasında; ekonomik, askeri ve siyasi konumlarını iyi değerlendirerek, büyük çaplı krizlere fırsat vermemektedir. Rusya ile Türkiye’nin böyle yaklaşımına ise en önemli etkenin karşılıklı çıkar sağlayan stratejik işbirliklerine sahip olmaları hususudur. Türkiye ile Rusya arasındaki geleneksel algının yıkılarak işbirliği alanlarının artırılması, Türk-Rus ilişkilerinde normalleşmenin sağlanması hem uluslararası sistemin gerekliliğine işaret ederken hem de iki ülke liderlerinin yaklaşımının bir sonucudur. Uzun vadede bakıldığında, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde var olan krizlerin artarak devam edebilmesi muhtemel gözükmektedir. Günümüzde bu krizleri dizginleyen liderlere sahip iki ülkenin uzun vadede bunu sağlayabilecek hassasiyetten yoksun olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulduğunda, kalıcı ve oldukça uzun vadeli işbirlikleri, karşılıklı bağımlılığın çıkarına uygun olduğu ilişkileri oluşturması da stratejik bir hedef olarak hayata geçirilmeye çalışılmalıdır. Dolayısıyla böylesi bir denge kuran iki ülkenin, çok kutuplu bir uluslararası sistemin oluşumu sürecinde gerçekleştirdiği politik hamleleri eksen kayması olarak yorumlamaktan ziyade, “karşılıklı işbirliğine zorlanma” ve “çıkarların uyuşması” olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

 

 

Benzer İçerikler
  • Site İçi Yorumlar

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.