Sıradaki içerik:

AVRUPA’NIN 21’İNCİ YÜZYILDA SAVAŞ İLE YÜZLEŞMESİ: ZORLUKLAR, MEYDAN OKUMALAR VE PARAMETRELER

e
sv

AMERİKAN MÜDAHALESİNİN YENİ BİR BOYUTU OLARAK VEKALET SAVAŞI: UKRAYNA ÖRNEĞİ

505 okunma — 26 Şubat 2023 23:18

AMERİKAN MÜDAHALESİNİN YENİ BİR BOYUTU OLARAK VEKALET SAVAŞI: UKRAYNA ÖRNEĞİ 

 

Hüseyin YELTİN

Anadolu Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Doktorant

 

Giriş

Amerikan müdahaleciliği kavramı 1800’lü yıllarından beri tartışılan bir olgu olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) sahip olduğu bu müdahaleci kültür, yıllar içerisinde bir takım değişim ve dönüşüm gerçekleştirmiş ve sürekli olarak yukarı bir ivme kazanmıştır. Tabi, bu kavramsal çerçeveyi ABD dış politikası açısından Soğuk Savaş dönemi Amerikan müdahalecilik anlayışı ve 11 Eylül sonrası Amerikan müdahalecilik anlayışı gibi dönemselleştirmelere başvurmak mümkündür. Özellikle 11 Eylül sonrasındaki Amerikan müdahaleciliği ağırlıklı olarak “önleyici müdahale” şeklinde olmuştur.

Tüm bu genel çerçevenin ardından, ABD’nin günümüzde devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki rolünü sorgulamak ve Ukrayna’ya sağladığı desteklerin “vekalet savaşı (proxy war)” şeklinde adlandırılıp adlandırılamayacağını düşünmek de mümkündür. Özellikle yeni müdahale anlayışının vekalet savaşı şekline büründüğü günümüzde, ABD’nin Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaşta bu minvalde bir müdahale yaklaşımı sergilediği düşünülebilir.

Kavramsal Olarak Müdahale

Müdahalenin alan yazınındaki anlamına bakıldığında, “ iki ülke arasındaki ilişkilerin normal seyrini geçici olarak kesintiye uğratmak suretiyle, bir devlet tarafından diğer bir devletin ilişkilerine müdahale edilmesi”olarak tasvir edildiği görülmektedir. Geniş bir tanım yapıldığında diplomatik ve ekonomik baskıyı da müdahale kavramına eklemek mümkün hale gelmektedir. Richard Haas müdahale kavramını açıklarken on iki farklı güç kullanma biçiminden bahsetmektedir. Bunlar: caydırıcılık, önleyici saldırı, zorlama, cezai saldırı, barış koruma, savaş, barış kurma, ulus inşası, engelleme, insan yardım, kurtarma ve dolaylı güç kullanmadır. Buradan da anlaşılacağı üzere müdahale kavramı esas itibariyle, çok geniş tanımlaması yapılabilecek ve birçok farklı biçimde ele alınabilecek bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Amerikan Müdahaleciliği

Amerikan müdahaleciliği özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Latin Amerika başta olmak üzere batı yarım küre olarak adlandırılan coğrafyadaki ülkelerde gerçekleştirdiği müdahalelerle başlayan bir süreç olarak ele alınabilir. Bunun temelini Monroe Doktrini’ne dayandırmak mümkündür.

ABD’nin Soğuk Savaş öncesi ve sonrası dönemde gerçekleştirmiş olduğu müdahaleler arasında bazı farklılıkların bulunduğu görülmektedir. Genel olarak müdahalelere bakıldığında ve olaylar incelendiğinde en temel farkın müdahalelerin dayandırılmış olduğu hukuki temel olduğu göze çarpmaktadır. Soğuk Savaş döneminde ABD genellikle “meşru hükümetin müdahale çağrısı”, “kendi vatandaşlarını koruma” yada “meşru müdafaa” gibi gerekçeler gösterirken Soğuk Savaş sonrası dönemde “insani müdahale” ve “teröre karşı savaş” gibi uluslar arası hukukun yazılı kaynaklarına tam olarak girmemiş ve doktrinde çok tartışmalı olan gerekçeler ileri sürülmüştür.

Soğuk Savaş sonrası dönemde oluşan uluslararası ortamda ABD küresel anlamda liberal ekonomik uyumun sağlanması, demokrasi ve pazar ekonomisinin yayılmasına yönelik politikalar izlemiştir. 11 Eylül ise bu anlayıştaki en büyük kırılma noktalarından biri olmuş ve bu bağlamda ABD, çevreleme ve önleyici saldırı/müdahale gibi kavramları ön planda tutmaya başlamıştır.

Soğuk Savaş Sonrasında ABD Hegemonyası

Uluslararası sistemde meydana gelen kırılmadan sonra süper güç olarak kalan ABD, 11 Eylül saldırıları sonrası hegemonyacı tarzda diyebileceğimiz bir diplomasi izlemeye başlamıştır. Bu tarz diplomasinin temel özelliği, askeri gücün seçenekler arasında kullanılmasıdır. Bu kapsamda, teknolojik olanakların kullanılarak askeri kapasitenin geliştirilmesi ve savunma harcamalarının artırılmasının gündeme geldiği de söylenebilir.

ABD dış politikası için bu dönemdeki en önemli amaçlardan birisi de Batı Bloku üzerindeki mevcut hegemonyasını korumak olmuştur. İlan edilen yenidünya düzeni dâhilinde, Batı karşıtı ya da Batılı olmayan değerlere sahip ülkeler ve bunların insan hakları ve neo-liberal politikalara dayalı küreselleşme sürecine direnişleri, evrensel barış ve istikrara yönelik tehdit odakları olarak öne çıkarılmaya başlanmıştır.

Önleyici Müdahale

11 Eylül saldırıları Amerikan dış politikası ve uluslararası sistem üzerinde çok önemli kırılmalara neden olmuştur. Terörle savaş kavramı Amerikan dış politikasının temeline oturmuş ve diğer politikaların belirlenmesinde önemli bir prensip haline gelmiştir. Bir başka tabirle, George W. Bush dönemi yönetiminin meselelere bakış açısı terörle savaş stratejisi çerçevesinde şekil almıştır. 11 Eylül terör saldırıları aynı zamanda ABD’nin savunma politikası üzerinde de bazı değişikliklere neden olmuştur. 20 Eylül 2002 tarihinde yayınlanan ulusal güvenlik stratejisi, caydırıcılık anlayışını büyük ölçüde değiştirmiş ve bunun yerine önleyici (pre-emptive) eylemi ön plana çıkarmıştır.Bu minvalde de ABD; Afganistan ve Irak’ta müdahalelerde bulunmuştur.

11 Eylül sonrası aktif olarak müdahalenin içerisinde yer alan ABD, uluslararası sistemde kimi ülkelerce saldırgan bir ülke olarak görülmüştür. Aynı zamanda Afganistan ve Irak müdahalelerinden sonra askeri, siyasi ve ekonomik anlamda olumsuzluklar yaşamaya başlayan ABD’nin, aktif müdahalelerine son verdiğini ve müdahale kavramını dönüştürerek vekalet savaşına yönlendirmeye başladığını söylemek mümkündür.

Vekalet Savaşı (Proxy War) ve Rusya-Ukrayna Savaşı

Yeni bir müdahale şekli olarak yorumladığımız vekalet savaşının tanımını yapmak yerinde olacaktır. Fiili olarak var olan çatışma/savaş içerisinde bulunmayan bir ya da birden fazla devletin, çatışma/savaş içerisinde yer alan bir aktörü kazanım sağlayacağı şekilde geri plandan desteklemesine vekalet savaşı denilmektedir. Vekalet savaşının ana iki aktörü asil ve vekil aktörlerdir. Asil aktör çoğunlukla büyük bir güce sahip devlettir. Dolayısıyla çıkarları doğrultusunda savaşan/çatışan bir aktöre silah, askeri materyal, gıda ve istihbarat gibi çok önemli ihtiyaçlar konusunda destek sağlamaktadır. Görüldüğü gibi, birinci yılını geride bırakan Rusya-Ukrayna Savaşı’nda aktif olarak rol oynamayan ABD, geri planda Ukrayna’ya silah, askeri mühimmat ve psikolojik destek sağlamaktadır.

Hatırlanacaktır ki; 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin ertesi senesi ABD, CIA personellerinden oluşan bir grubu Ukrayna’ya göndermiş ve Rusya’nın muhtemel saldırısını önlemesi ve karşı koyabilmesi adına Ukrayna’ya askeri ve istihbarat konularında destek sağlamıştır. Yine benzer tutumunu geçtiğimiz yıl başlayan savaş için de gösteren ABD, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle beraber Rusya’ya karşı ekonomik ambargolar ve birtakım yaptırımlar uygularken; Ukrayna’ya da askeri mühimmat ve ekonomik yardımlar sağlamaktadır. Böylelikle zayıf konumda bulunan Ukrayna’nın da hem askeri hem de psikolojik direnç noktasında artış sağlanmıştır.

Tabii, Ukrayna’ya yönelik bu desteklerin sadece ABD ve AB ile sınırlı olmadığı da aşikardır. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) de Ukraynalı askerlere eğitim verdiği ve askeri mühimmat sağladığı da bilinmektedir. Bu minvalde hareket edilecek olunursa, aslında Ukrayna’nın bir vekil aktör olduğu savaş yaşanmaktadır.

Değerlendirme

Her yaşayan devlet gibi ABD’nin de ana hedefinin varlığını daim etmek ve ulusal çıkarlarını korumak olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu doğrultuda hareket eden ABD, dönem dönem farklı dış politika tercihlerinde bulunmuştur. Konumuz bazında ele aldığımız müdahale hususunda ise ABD, farklı yöne doğru evrilmiştir. Önce ilgisiz görünen, ardından daha müdahaleci olan ve en sonunda da vekalet savaşı yöntemine doğru dönüşüm geçiren Amerikan dış politikası; bu tercihi elbette ki küresel hegemonyasını koruma adına yapmaktadır.

Çin’in son dönemdeki yükselişi ve ABD’ye 2030’lı yıllarda tamamen rakip olacak olması; aynı zamanda Rusya’nın da Vladimir Putin ile yakaladığı ivme, ABD’yi tedirgin etmiştir. Nitekim son dönemde ABD, her bölgeden elini kontrollü bir şekilde çekerken; vekil aktörlerini de diri tutmaya çalışmaktadır.

Geçtiğimiz yıl başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı da ABD için böyle bir konudur. Bu savaş, Rusya’nın Post-Sovyet coğrafyasında aktif olmasını istemeyen ABD ile NATO’nun Post-Sovyet coğrafyasında bulunmasını istemeyen Rusya’nın bir satranç tahtasıdır. Dünyanın çoğu bölgesinde kontrollü şekilde elini çekerek vekillerini bırakan ABD, Ukrayna’yı da Rusya’ya karşı bir vekil aktör olarak değerlendirmektedir. Böylelikle ABD, aktif şekilde ekonomik, askeri ve siyasi yıpranma yaşamazken; politik tahayyülünü Ukrayna vesilesiyle çizmeye de çalıştığı söylenebilir. Eğer ki vekil aktörü bu savaşta Rusya’ya karşı ABD’nin arzuladığı üstünlüğü sağlarsa, ABD’nin bu politikayı uzun yıllar her bölgede kullanabilmesinin mümkün olduğu da düşünülebilir.

 

Kaynakça

Batır, K. (2011). Soğuk Savaş Sonrası Amerikan Müdahaleciliği ve Uluslararası Hukuk. Yönetim Bilimleri Dergisi. 9(1).

Göngör, F.A (2010). 11 Eylül Sonrası Transatlantik İlişkiler ve Ortadoğu. Akademik Ortadoğu. 4(2).

Haas, R. N. (1999). Intervention. Brooking Institution. Washington.

Karasoy, H.A. (2022). Hibrit, Asimetrik ve Vekâlet Savaşları: 2022 Rusya Ukrayna Savaşını Üçlü Sacayağı Üzerinde Bir İnceleme. Medeniyet Araştırmaları Dergisi. 2(2). 44-56.

Uzgel, İ. (2003). Hegemonik Bir Kriz Olarak ABD’nin Irak’a Müdahalesi Sorunu. Mülkiye. 27(240).

 

 

 

 

  • Site İçi Yorumlar

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.