Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
BİREY TOPLUM İLİŞKİSİNİN AHLAKSAL MANİFESTOSU
Küresel Eşitlik Kapsayıcılık Ağı Kurucu Başkanı
İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Doktora Öğrencisi
Tarihsel süreç içinde kent; fırsat eşitsizliklerinin yoğunlaştığı, kaynakların adil dağıtılmadığı, toplumsal eşitsizliklerin arttığı ve kentsel hizmetlere erişimde adaletsizliklerin sıklıkla yaşandığı yerleşim birimlerine dönüşmüştür. Bu unsurların hepsi bir araya gelince kentler, yoksulluk ve yoksunluğun merkezi haline gelmiştir. Halbuki, kentin sunduğu sosyo-ekonomik imkanlardan kentte yaşayan herkesin eşit bir biçimde faydalanabilmesi gerekir. Bunun sağlanabilmesi için kentle ilgili kararların alındığı seçimle ve atama ile gelinen tüm karar alma mekanizmalarına, kadın ve erkeklerin dengeli katılımları en önemli koşuldur (Kaşıkırık& İzci, 2019).
Kapitalizm özü gereği iktisadi ve siyasi nitelikli krizler üretir. Kapitalizmin yaşadığı bu krizler en çok kentleri etkilemiştir. Günümüzde toplumları derinden sarsan krizlerin en yoğun hissedildiği yerler sermaye birikim sürecinin merkezini oluşturan büyük kentlerdir (Bayırbağ, 2012). 1980 sonrasında küreselleşme süreci ve neo-liberal politikalar kentlerde pek çok sorunun da kaynağı olmuştur. Bu sorunlar kentlerdeki kırılgan gruplardan olan kadınları, engellileri, çocukları, mültecileri, yaşlıları olumsuz yönde etkilemiş, savunmasız hale getirmiştir. Böylelikle kentlerde yaşayan yoksul kesimler, kırılgan gruplar haline dönüşmüştür.
Yoksulluk perspektifinden kent mercek altına alındığında, kentte belirli kaynakların yokluğunun yanı sıra kentsel bölgedeki dengesizlik ve işlevsel bozulmuşluk olarak tanımlanabilir. Kent yoksulluğu, yoksulluk kavramının ötesinde anlamlar taşımaktadır. Yalnızca mutlak yoksulluğu içermemektedir. Kentsel hizmetlere erişememe, toplumsal statünün itibar kaybetmesi, kentsel yaşam kalitesinde düşüş, karar vericilere yeterli ulaşamama, şiddette artış ve güvenlik kayıpları gibi unsurlar kent yoksulluğunun en belirgin özellikleridir (Özden & Bayraktar, 2011).
“Adalet” kavramı, çatışan talepleri çözmek üzere tanımlanmış bir ilke (ya da ilkeler kümesi olarak) ifade edilebilir (Şeker, 2020). Kentsel bağlamda adalet “hakkaniyet”, “demokrasi” ve “farklılığı” kuşatıcılıktır. Kentsel adalet, sınıflar arasında yaşanan mekânsal farklılığı ve gündelik yaşamın sosyolojisini sunarken, bir yandan da varsıl ile yoksul kesim arasındaki kentin nasıl pay edildiği sorunu da bulunmaktadır.
Yoksulluğu adalet, eşitlik, şeffaflık, kapsayıcılık gibi kavramlar üzerinden bir insan hakları ihlali olarak ilişkilendirebiliriz. Belirtilen bu unsurlar ne kadar eksikse yoksulluğun da bir o kadar şiddetlendiğini ve derinleştiğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda, kentsel yoksulluk arttıkça kentsel adaletin yapı taşları olan “Eşitlik, Katılım ve Kapsayıcılık” ilkelerinin de gerilediğini söyleyebiliriz.
Yoksul insanların kronik bir yoksulluğa sürüklenerek ve genellikle göz önünden uzak tutularak yaşamaya itilmesi, sosyal gruplar arasındaki çatışmaların ve toplum içerisindeki huzursuzlukların bir nedeni olarak görülebilir. Bu bağlamda kent çeperine itilen yoksulların, çeperden de koparılmaya çalışılması ve bu süreçte toplumsal dışlamaların gerçekleşmesi sonuç itibariyle “kentsel adaletsizlik” olgusunu beslemektedir.
Neo-liberal ekonomik politikalar çerçevesinde geliştirilen yoksulluğu önleme çabaları, yoksulluğu önleyemediği gibi yoksulluk giderek artmakta ve kentsel adaletsizlik derinleşmektedir. Özellikle 2020’den itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan, kentleri savunmasız hale getiren, Covid-19 küresel salgını kentsel yoksulluğu daha da belirgin hale getirmiştir. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yayımladığı bir rapora göre, Covid-19 salgını yoksulluk içinde yaşayan kadınların oranını arttırarak, yoksul kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliği derinleştirecektir (UN Women& UNDP, 2020).
Hızlı ve spekülatif kentleşme anlayışı günümüzde geniş kitlelerin kentsel hayatını belirlemektedir. Yoksulluk, yoksunluk, dışlanmışlık gibi formlarda karşımıza çıkan kentsel eşitsizlikler, kentsel adalet arayışını yeniden gündeme taşımaktadır. Bu arayışın merkezinde, kuşkusuz var olan her tür “adaletsizlikler” ve “eşitsizlikler” yer almaktadır.
Günümüzde kentlerde her geçen gün artarak cereyan eden “yoksulluk” ve “toplumsal dışlanma” sorunlarına eşitlik, kapsayıcılık ve adalet kavramları ile beslenmiş çok yönlü çalışmalar ile çözüm üretilebilir. Bu kapsamda, merkezi ve özellikle yerel yönetimler tarafından mevcut eşitsizlikleri azaltmaya yatırım yapmak öncelik haline getirilmelidir. Daha yaşanabilir ve sürdürülebilir kentlerin oluşması ve bireylerin yaşam kalitelerinin yükselmesi için insan haklı odaklı yaklaşımlar benimsenmelidir.
1. Bayırbağ, K. (2012). Siyaset Bilimi ve Kent Çalışmaları, Siyaset Bilimi, Yordam Kitap, 6. Basım
2. Giritlioğlu, P.P. & Bayraktar, E.Kent Yoksulluğu ve Hakça Yaşam: Sakarya Dernekkırı Prefabrikleri Üzerine Bir Gözlem, Dünya Şehircilik Günü 7. Türkiye Şehircilik Kongresi: Herkes İçin Kent, Herkes İçin Planlama: Akıllıca, Adaletle, Yeniden 14-16 Kasım 2011, İstanbul
3. Kaşıkırık, A. ve İzci, İ. (2019). Kapsayıcı Belediye Yönetişim Karnesi.
http://ka-der.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/KBYK_Rapor.pdf
, Argüden Yönetişim Akademisi Yayınları-Kadın Adayları Destekleme Derneği Yayınları, İstanbul, Erişim Tarihi: 22 Nisan 2021
4. Şeker, A. (2020). An Analysis of theMethod of UnderstandingSocialProblemsthroughSociologicalImagery in SocialTheory. Journal of CurrentResearches on SocialSciences, 10 (2), 431-442.
5. UN Women& UNDP (2020).
Yorum Yaz