Sıradaki içerik:

YAKIN DOĞU’DA SAVAŞ, KAOS VE KRİZ NEDEN BİTMEZ?

e
sv

İŞLEVSİZ BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE (BM) KARŞI TÜRKİYE ÇAREDİR

596 okunma — 17 Kasım 2023 16:54
avatar

admin

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Mustafa KÖKMEN 

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans, ULESAM Yayın Kurulu Üyesi

21. yüzyılın ilk çeyreği biterken dünya hiç olmadığı kadar ciddi ve kaotik bir süreç içerisine yönelmektedir. Yakın tarihte iki büyük dünya savaşı deneyimleyen mevcut sistem aktörleri, söz konusu savaşlardan pek bir şey tecrübe etmiş gibi görünmemektedir. Uluslararası sistemden memnuniyetsizlik duyan küresel ve bölgesel aktörlerin sistemi akıl dışı, saldırgan söylem ve tutumlar ile yönetmeye çalıştığı görülmektedir. Dünya fokur fokur kaynarken küresel ve büyük bir savaşın çıkmasını arzulayan şer odakları planlarını sadakatle uygulamaktadır. Pandemiyi çıkartarak hedeflediği nüfus oranına ulaşamayanların, bugün küresel çapta konvansiyonel bir savaş çıkartarak bu hedefe ulaşma gayeleri apaçık ortadadır. 2000’li yılların başından bu yana dünyanın birçok farklı bölgesinde jeopolitik öneme sahip coğrafyalarda gerilim, çatışma ve saldırgan eylemlerin süregeldiği bilinmektedir. Yaklaşık 2 senedir Rusya-Ukrayna arasındaki savaş, Çin’in Tayvan ve Doğu Türkistan’da uzun yıllardır ihlal ve ilhakları, Afrika’da darbe ve sömürgecilere karşı diriliş, İsrail’in son 1 aydır Filistin’deki katliamları ve hukuksuz işgali gibi yakın zamanda cereyan eden mevzular neticesinde bugün oldukça gergin ve kaotik bir süreç söz konusudur.

İsrail’e karşı uluslararası kamuoyunun büyük bir karşıtlığı oluşmuştur. Dünya’nın birçok bölgesinde İsrail’e karşı direniş protestoları ve İsrail menşeli ürün ve şirketlere karşı büyük bir boykot söz konusudur. Kısa vadede kazandığını zanneden bu vasat zihniyetin çoktan kaybettiği açıktır. Üzerinden henüz 1 asır geçmeyen Nazi mağduriyetinin propagandasını her fırsatta yapan Yahudilerin, aynı suçları ve zulmü Filistinli kadın ve çocuklara uyguladığı görülmektedir. Olayların en başında Amerika’nın dahi karşılıksız desteklediği İsrail, bugün en büyük destekçisi tarafından bile artık haddini aştığını ve işgali durdurmasını duymaktadır. Yapılanlara karşı farklı coğrafyalardan birçok aktör, İsrail ile diplomatik ilişkilerini koparmıştır. Orta Doğu’da, Avrupa’da, Asya’da ve Latin Amerika’da onlarca aktör yapılanların kabul edilemez olduğunu açıklamaktadır. İsrail vatandaşlarına karşı dünyanın birçok yerinde ciddi bir nefret ve karşıtlık oluşmuştur.

Nitekim söz konusu süreç her geçen gün İsrail’in aleyhine işlemeye devam etmektedir. Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kuruluşların İsrail’i soykırım ve işgal suçundan yargılaması, caydırıcı bir ceza vermesi ve İsrail’in Filistin halkına tazminat ödemesi ilk başta derhal uygulanmalıdır. Söz konusu olaylar bir insanlık suçudur. Ve gereği yapılmazsa diğer devletlerin ve halkların sisteme olan güveni sarsılacaktır. Uluslararası sistem, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en çaresiz ve çözümsüz dönemini yaşamaktadır. Tüm bu olağanüstü katliam ve soykırıma karşı herhangi bir fonksiyona ve işleve sahip olma özelliğini yitiren “Birleşememiş” Birleşmiş Milletler ise hukuki olarak başta olmak üzere her anlamda sınıfta kalmıştır. Uluslararası örgütlerin en güçlü olduğu ve kurumsal bakımdan en üst seviyeye ulaştığı mevcut dönemde, bu denli etkisiz kalması BM için yakın zamanda alternatif bir oluşumun ikame edilmesine sebebiyet verecektir. Bir bakıma dünyada hali hazırda ciddi bir adaletsizlik ve anarşik düzen hüküm sürmektedir.

Adil bir nizama ve barışın hâkim olduğu bir uluslararası sisteme ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzeni ise mazisinde sömürgecilik ve hırsızlık olmayan temiz bir sabıkaya sahip devletin sağlaması ancak mümkündür. Böylesi krizler beraberinde fırsatları ortaya çıkartır. Adaleti ve barışı tesis etmesi için gönül coğrafyalarımız başta olmak üzere onlarca ülke Türkiye’nin liderliğinde yeni bir dünya düzenin inşa edilmesine hazırdır. 100. yılını tamamlayan Devletimiz geçen asırdan bu yana büyük bir yükseliş dönemine girmiştir. Türkiye Yüzyılında dâhili ve harici her alanda sahada ve masada Türkiye’nin var olması elzemdir. Afro-Avrasya bölgesinde içinde Türkiye’nin bulunmadığı hiçbir denklem başarıya ulaşamayacaktır. Bu gerçeği en net bir şekilde Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Karabağ Savaşında, Hafter’e karşı Libya’da, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ta ve İsrail-Filistin arasındaki süreçte idrak etmiş durumdayız.

Mevcut konjonktürde barışın ve adaletin tesis edilmesi ve istikrarın sürdürülebilir kılınması için sağduyulu diplomasi her zaman olduğundan çok daha kıymetlidir. Dengeler henüz devam ederken, henüz diplomasiden ve diyalogdan bahsedilmeye devam edilirken başta bölge aktörlerinin çok dikkatli olması gerekmektedir. Barışın en büyük diplomasi kazanımı olduğunu tarihte benimsemiş bir devlet olarak Türkiye’nin, tıpkı Rusya-Ukrayna arasında kurguladığı arabuluculuk misyonunu bugün Filistin ve İsrail arasında da inşa etmesi zaruridir. Bir 3. Dünya Savaşının çıkmasına asla fırsat verilmemelidir. Tarih Türkiye’nin bu hamle ve çaba gayretine şahittir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında tüm reel etkenler lehimize işleyecektir.

  • Site İçi Yorumlar

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.